29 Mayıs 2016 Pazar

Cilt hastalıkları ve böbrekler

    Şifanın izinde adlı yazımda belirttiğim gibi, hastalıkların görüldüğü ve hissedildiği bölgeler aslında hasta olmayabilirler, yani sonuçlarını o noktada görmemiz tedaviye ordan başlayacağımız anlamına gelmez. Hatta bazen lokal tedaviler, hastalığın sebeplerini görmezden geldiğimiz için, hastalığın ilerlemesine sebep olabilir. Bugün tedavisi konusunda hatalara sık rastladığımız cilt hastalıklarından bahsetmek istiyorum. Cilt hastalıklarının sebebini derinlerde, iç organlarda aramak zorundayız. Cildimizin bizi dış dünyadan koruma görevi olduğu gibi boşaltım görevi de olduğunu hatırlatarak yazıma başlıyorum.
     Nasıl boşaltım yapabilir derimiz? Terleme yoluyla toksinleri attığımızı pek çoğumuz biliyoruz sanırım. Bunun dışında sivilce, egzama gibi cilt rahatsızlıklarına sahipsek, cildiniz kan dolaşımına katılmış, böbreklerin temizleyemediği atıkları atmaya, zararlı bakterilerle savaşmaya çalışıyor. Peki modern tıbbın sunduğu çözümler neler? Bağışıklığı azaltarak kızarıklık ve kaşıntı hissini azaltan kortizonlu kremler ve hatta tedavi edilemediğinde kortizon iğneleri. Sivilceler içinse bakterileri yok etmek ve inflamasyonu azaltmak için antibiyotikler. Geçici olarak kullanıldığında hastayı rahatlatması açısından faydasız diyemeyeceğim tedaviler fakat gerçekten bu hastalıkların sebebinin çok daha derinlerde olduğunu bilmemiz gerekir. Tedavinin ise aslında o kadar zor olmadığını fakat sabır gerektirdiğini anlayacaksınız. Öncelikle ciltteki problemler kan dolaşımıyla cildi besleyen damarlarda taşınan toksinlerle ve bakterilerle yakından ilgilidir.
     Kan dolaşımında toksinlerin ne işi var? Şöyle ki, yediklerimiz içtiklerimiz, kullandığımız gereksiz ilaçlar, kimyasallar (deterjan artıkları vs.) yoluyla vücudumuzda toksinler birikir. Vücudumuz bunları temizlemek için pek çok mekanizma kullanır ama bunların toksinleri atmaya yetmediği durumlarda hastalıklar baş gösterir. Çok fazla ve karışık yemekler tüketmek, özellikle de hazır gıdalar ve hayvansal ürünleri aşırı tüketmek, kimyasal deterjanlara, kozmetik ürünlerine maruz kalmak vücuttaki toksin miktarını arttırır. Bitkisel kaynaklı temizlik ve kozmetik ürünleri kullanmak, sebze meyve ağırlıklı beslenmek toksinleri uzak tutmak için faydalıdır. Ayrıca bu toksinleri terleme ve boşaltım yoluyla atmaya çalışan vücudumuza destek olmak zorundayız. Yoksa vücuda dağılan toksinleri çok başka yerlerde hastalık sebebi olarak bulabiliriz. Egzama, sedef, sivilce, romatizmal hastalıklar, farklı toksinlerin vücudun farklı organlarına dağılmasıyla oluşmaktadır. İşte tam da bu esnada modern tıbbın semptomları hafifleterek sizi rahatlatan ilaçlarına dikkat çekmek istiyorum. Bunların uzun süreli kullanımlarda sistemik bir çöküşe sebebiyet vereceğini unutmayalım. Vücudumuz toksinleri atmaya çalışırken biz bağışıklık sisteminin verdiği tepkileri bastırmakla mı uğraşmalıyız? Hayır vücudumuza yardım edip bu toksinleri nasıl daha rahat atabilir bunları düşüneceğiz. Bağışıklık sisteminin baskılanmasını doğru bulmuyorum bu yüzden aşı ve ilaçlar konusunda çok temkinli ve hassas davranmak gerektiğine inanıyorum.
      Nasıl yardımcı olacağız bedenimize; toksinleri atıp daha sağlıklı bir vücuda ve cilde nasıl sahip olabiliriz? Böbreklerimize nasıl yardımcı olabiliriz diye sormak daha mantıklı olurdu herhalde, kanımızı süzerek temizleyen çok çalışkan organlarımız için öncelikle karışık sağlıksız hazır gıdaları ve et, süt gibi hayvansal ürünleri diyetimizde minimuma indirmeli, meyve sebze oranını artırmalıyız. Limonlu su böbrekler için çok etkilidir, aç karnına suyunuza bir dilim limon atarak hem lezzetli hem de böbrekler için faydalı bir içecek hazırlayabilirsiniz, salatanıza çorbalarınıza eklemenizde de hiç sorun yok fakat su böbreklerin yorulmadan çalışması için önemlidir o sebeple limonlu suyu aklınızın bir köşesine yazın, sabah ve akşam aç karnına içmeye devam etmeye çalışın, cildinizdeki değişiklikleri görünce hak vereceksiniz. Ayrıca limonun içindeki kesitlerin, böbrek kesitine benzerliğini görünce ben çok şaşırdım. Allah'ın nimetlerini saymakla bitiremeyiz, bu da öyle bir nimet, şifa olacağı organa benzeyen bitkilerimiz var, ne kadar şükretsek az olur. Resimlerde göreceğiniz diğer bitki maydonoz, böbreklere olan faydası bilinir, idrar ve adet söktürücü olarak kullanılır. Onun da yapraklarıyla böbreğin iç kısmına, sapıyla da böbreği idrar kesesine bağlayan üretra adı verilen kanala benzediğini düşünüyorum. Öncesinde sık sık böbrek ağrısı yaşayan ve cilt problemleri olan birisi olarak öneriyorum fakat farkı ancak bu bitkileri kullanınca anlayabilirsiniz. Ayrıca işe bakın ki çok uygun fiyatta heryerde bulabileceğiniz ürünler, şifayı bazen çok uzaklarda arıyoruz, bahçede pazarda gördüğümüz Allah'ın yarattığı herşey biz değersiz görsek de çok değerlidir. Çünkü biz yalnızca tüketiyoruz onlardaki hikmeti görmezden gelebiliyoruz. Bakanlardan değil görenlerden olalım inşallah.



     Zararlı bakterilerin de vücudumuz için toksin olduğunu da unutmamak gerekir, sivilce problemlerine bu bakteriler sebep olabilir, fakat antibiyotikler iyi kötü bütün bakterileri hedef aldığı için vücudumuz için özellikle de bağırsaklarımızda sindirim için görevli bakterileri de öldürerek sindirim sistemini bozabilir. Daha sonrası ise tam sindirelemeyen gıdaların kan dolaşımına karışması ve alerjilerle sonuçlanabilir. Antibiyotiklerin ve bağışıklık baskılayıcı ilaçların çok acil durumlarda kullanılması taraftarıyım. İnsan beslenme alışkanlıklarını yaşam tarzını daha sağlıklı bir hale sokmadan ilaçlarla iyileşemez bunun farkına varalım artık toplum olarak.
     Organları yormamak ve onların işlerini daha iyi yapması için mükemmel bir yöntem daha var: açlık, tam da ramazana çok az zaman kala bu yazıyı hazırlamam tesadüf değildir herhalde. Oruç, genel olarak vücudumuzu arındırmak için mükemmel bir yöntem, ayrıca manevi faydalarını da düşünürsek, bir zorunluluk bir zorluk değil; Allah'ın her konuda olduğu gibi yemede içmede aşırıya giden kullarına bir lütfudur. Ramazan ayındaki farz olan oruç haricinde, sağlık problemlerimiz için tutabileceğimiz şifa oruçları, dolunay olduğunda 3 günlük oruçlar ve haftanın belirli günlerinde tutulan oruçlar daha sağlıklı ve mutlu bireyler olmamıza yardımcı olur. Şifa niyetiyle tuttuğunuz oruçlarda hem nefsinizi kontrol etmeyi öğrenirsiniz hem de sindirimle uğraşmayan vücut toksinleri temizlemek için bir fırsat bulur, dikkat etmeniz gereken iftarda ve sahurda limonlu suyunuzu bitki çaylarınızı ihmal etmemek, sindirimi zor gıdalardan kaçınmak. Detaylı bilgiyi Aidin Salih hocanın Gerçek Tıp kitabında bulabilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim.

Şifanın izinde

     Bizler hastalığın olduğu bölgede tedavi yapılması gerektiğine inanan insanlarız, mesela bacağımız ağrıyorsa problemin orda olduğunu, bacağımızın tedavi edilmesi gerektiğini düşünürüz. Halbuki hekimler de bilirler ki bel ve omurga problemleri bacak ağrılarına sebep olabilir. Yani hastalığı gördüğümüz ve hissettiğimiz yer hasta olmayabilir. Bu da şifanın sırlarındandır, her hastalık lokal tedaviyle iyileşemez hatta daha kötüye gidebilir. Bu yüzdendir ki kimi hastalar kolaylıkla iyileşirken, kimileri de durumu anlayamadığı için geçici çözümlerle durumunu daha kötü hale getirebilir.

     Hastalık aslında şifanın ta kendisidir, neden böyle dedim? Bizleri yataklara düşüren, derman aratan, bulamayınca umutsuzluk içinde ölümü düşündüren birşey güzel olabilir mi? Evet, olabilir düşünün en içten dualarımızı ne zaman ederiz, hastalandığımızda veya zor duruma düştüğünüzde değil mi? Dert gibi görünenler aslında bizi Allah'a yaklaştırarak derman olur, çünkü modern hayatın getirdiği bütün yükler ve sıkıntılar iman etmiş Allah'a tevekkül etmiş bir insanda asgariye iner. Hastalıkların ve sıkıntıların bir sebebi olduğunu düşünen insan için sabırla şifayı aramak gerekliliği vardır, Allah'ın şifa veremeyeceği bir dert bir sıkıntı yoktur, ümitsizlik müminlere yakışmaz. Allah'ın ilmi sonsuzdur, bizimki ise sınırlı, bu sebeple kısıtlı ilmimizle hiçbir hastalığa dermansız gözüyle bakmayalım, kendi adıma bu Allah'ı yetersiz görmektir. Ben şifamı yeterince aramadıysam, bakıp göremediysem bu benim suçumdur. Veya bana şifa verecek şeylerden kaçıp durduysam bu da benim suçumdur. Şifasını bulduğum dertlerim içinse bunun bir ilaç, bir hekim vesilesiyle olsa da Allah'ın bana şükretmek için bir yol gösterdiğini hatırlamalıyım. Sağlık nimeti kaybedilmeden önemi farkedilmeyen bir nimettir, öncelikle sağlığımıza şükretmeye başlarız bir hastalıktan sonra ve diğer detayların sağlığımız olmadan acılar içindeyken bir anlamı olmadığını farkedip daha geniş düşünürüz. Tekrar hastalanmamak içinse daha dikkatli bir yaşam sürmemiz gerekir artık, önceden ne yediğimizi, neler yaptığımızı önemsemezken, bedenimize kendimize daha saygılı özenli bir hayata başlarız. İşte Allah bizi bu şekilde doğru bir yola iletiyorsa şükredelim hastalıklarımıza da, Allah sabreden ve şükreden kullarını şifasını vererek ve daha doğru bir yola ileterek mükafatlandırır.  

    Allah'ın merhametinin çok olduğunu unutmayalım. Ya Şafi ismiyle dua edelim hastalıklarımız ve hastalarımız için. Elbette ölüm de insanlar içindir ama kimi hekimlerin şu kadar ömrün kalmış demelerinden rahatsız oluyorum, hangimiz kaç günümüz kaldığını biliyoruz ki? Bir kardeşimiz ağır hasta diye onun öleceği zamanı söylemek ne kadar doğrudur? Çok sağlam bir insan aniden ölebildiği gibi hastalar da şifa bulup uzun yıllar yaşayabilir. Hastalık derman aratan, Allah'ın yarattığı şeylerin hikmetini ve gerekliliğini bize gösteren, sabrımızı ve imanımızı artıran bir süreçtir. Neden ben demek yerine, ne yapmalıyım diye düşünmek daha hayırlıdır. Hastalanmayan insan yoktur, fakat yaşadığı hayata göre herkesin hastalığı dolayısıyla şifası da farklı olabilir. Hepinize sağlıklı günler dilerim.
   

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Ruh ve beden sağlığı ilişkisi

     Sağlık sadece bedenle ilgili değildir aynı zamanda, akli ve ruhani dengemiz de sağlığımızı etkiler. Bazen iç dünyamızda hallettiğimiz sorunlar hastalıklarımızın da yavaşça ortadan kalkmasına sebep olur, buna kendinizde veya çevrenizde şahit olmuş olabilirsiniz. Fiziki sebeplerin olmadığı durumlarda gerçekten kişinin iç dünyasında yaşadıkları bedenine zarar verebilmektedir. Peki nasıl oluyor? İnsan vücudunu modern tıbbın öngördüğü üzere parça parça ayırıp incelemek belki metodolojik olarak daha kolay fakat esasında böyle bir parçalanma bizim bedenimizde söz konusu olamaz. Yani hasta olan bir organı iyileştirmek için bütün bedeni iyileştirmek gerekir, sadece hastalıklı bölgeyi hedef alan tedaviler muhtemelen yarım kalmıştır. Çünkü hastalık düşüncelerimizin, hislerimizin ve yaşam tarzımızın bir sonucudur. Müdahale edilmesi gereken acil durumlar elbette olabilir, ama semptomları azaltmak, hastayı o an için rahatlatmak sorunu çözmez,işin kaynağına inmeli; bunu en iyi hastanın kendisi yapabilir. Çünkü o hayatında nelerin yanlış gittiğini herkesten daha iyi bilmektedir.

     Alternatif tıbbın bana göre modern tıptan en büyük farkı bu; vücudu bir bütün olarak ele alması, hastalığın kendini gösteriş şekline değil derininde yatan sebebe odaklanması. Bugün modern tıpta da pek çok hastalık için düzenli beslenme, spor yaşam tarzı değişikliği öngörülüyor. Hastalanmadan önce de bu uyarılar dikkate alınmalı. Koruyucu hekimlik çok önemli bir konu; nasıl daha sağlıklı yaşarız sorusu vücudumuz iflas etmeden sorulursa, hem hastalar hem doktorlar açısından iyileşme süreci daha kolay olabilir.

     Sudan ve toprak minerallerinden oluşan vücudumuza ihtiyacı olanı verdiğimizde, gereksiz ve sindirilemeyen fakat organlarda, yağ dokuda depolanan yiyecekleri, içecekleri terkettiğimizde daha sağlıklı olduğumuzu farkederiz. Çünkü biz ne yiyorsak oyuz, yediklerimiz hücrelerimize kadar girip orada mikro boyuttaki olayların, enerji üretiminin, DNA onarımının gerçekleşmesini sağlıyor ve yaşamı devam ettiriyor. Bu yaşamsal enerji için yediğimizi unutmayalım. Sadece zevk almak için yemek yemekten vazgeçelim. Elbette kimi besinler kimi insanların yaradılışına daha uygundur ve onları çok severler, bahsettiğim konu bu değil. Bahsettiğim sentetik gıdalar, sentetik koruyucular, tatlandırıcı ve aroma vericiler, bu konuyla ilgili detaylı bilgiyi Aidin Salih hanımın Gerçek Tıp kitabında bulabilirsiniz. Bu konuya değinmeden geçemiyorum çünkü gerçekten sindiremediğimiz besinler vücudumuzun tanımadığı kimyasallar bizlere hastalık olarak dönmekte. Tüketim konusunda insanların pek çok şeyi düşünmeden almasını isteyen kar odaklı bir sektör var, hepimiz daha dikkatli olmalıyız.

     Konumuza geri dönersek, baştada belirttiğim üzere düşünceler, duygular insanın iç alemi fiziki bedenini etkilemektedir. En kolay hatırlayacağınız şey belki de kanser hastalarının moralle hastalığı yendim ifadeleridir. İnsan yalnızca psikolojik durumunu düzelterek; yaşama daha sıkı sarıldığında, negatif şeyleri, çözemediklerini bir kenara koyup; hayatındaki güzellikleri görmeye ve şükretmeye başlayarak, iyileşmesine katkıda bulunabilir. Biz birer robot değiliz bunu hatırlamak gerekli, sadece yemek yemek, ilaç almak değildir bizi iyileştirebilecek olan, içimizdeki inanç, yaşama sevinci ve sevgidir. Bunları kaybettiğimizde zaten yaşayan bir ölü değil miyiz? O zaman bedenimiz neden daha sağlıklı kalmak için çabalasın ki? Herkesten hatta kendimizden bile nefret etmek, hayallerimizi yaşama sevincimizi yitirmek hasta olmak için gayet yeterli bence. Açmak gerekirse, düşünce ve hisler insan beyninde belli noktaları harekete geçirip hormonlar salgılatır bu hormonlar kana karışarak organlara oradan hücrelere ulaşır ve onlara ne yapması gerektiğini nasıl bir durumla karşı karşıya olduklarını anlatır. Hücrelerin davranışları da bizim sağlığımızı doğrudan etkilemektedir. Genel olarak mizaçları birbirine benzeyen insanların aynı hastalıklardan müzdarip olması da tesadüf değildir, çok kuruntulu ve düşünceli, evhamlı insanların genelde mide problemleri yaşaması gibi.

     Kendimizle barışık olmak, Allah'ın bize verdiği nimetler için şükretmek, daha iyi ve güzel bir dünya için çabalamak, yardım etmenin hoşgörünün ve affetmenin değerini kavramak, kısa hayatımıza güzel şeyler sığdırmak için uğraşmak ve aslında ufacık şeyleri bazen çok büyüttüğümüzü, evrenin minik bir parçası olduğumuzu hatırlamak, isyanda değil sabırda birbirimize destek olmak çok daha güzel ve sağlıklı bir hayatın kapıların açacaktır bize. Kendi hayatınızın moral ve motivasyonu siz olabilirsiniz, şifayı en çok kendi içimizde aramanın vakti gelmiştir, biz kendi bedenimizden kendi düşündüklerimizden sorumluyuz unutmayalım. Herkese sağlıklı günler dilerim :)

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Tavuklu çorba tarifi

Tam da hastalanmaya başladığımız bahar dönemlerinde hayat kurtaran bir tarif (biraz abarttım) Tavuklu çorba benim çocukluğumda bayıldığım bir çorbaydı, her yaptığımda annemi hatırlatan yemeklerden biridir, çok doyurucudur ve üstelik sağlıklı da ve en önemlisi lezzetli oluşu sanırım :) Başlıyoruz;
Malzemeler;
1adet tavuk göğsü
Yarım kase pirinç (yada arpa şehriye)
1 y.kaşığı domates 1y.k biber salçası
1 domates rendesi
Tavuk göğsünü haşlamak için 1y.k çorba için 4,5 y.k sıvı yağ
Nohut(Önceden haşlanmış buzluktan çıkarılmış)
Nane
Renkli Biberler( Yoksa karabiber+ kırmızı biber)
Tuz

Hazırlanışı;
Tavuk göğsünü yağ ve tuz ekleyerek bir tencerede haşlıyoruz, haşlandıktan sonra elimizle küçük küçük parçalayıp, süzdüğümüz tavuk suyunuda bir köşede bekletiyoruz, bir tencerede yağı salçayı naneyi, tuzu ve renkli biberleri(değirmende öğütebildigimiz biberlerden) kavurup tavuklari ve nohutlari ekliyoruz ardından rendeledigimiz domatesleri de ekleyip karıstırıyoruz. Önce tavuk suyunu üstünede çaydanlıkta veya su ısıtıcısında kaynattıgımız suyu tencerenin yarisini biraz geçecek şekilde ekliyoruz ve kaynadıktan sonrada altını kısıyoruz yaklaşık 20 veya 30dk da çorbamız hazır. Birde piştikten sonra tencereye veya servis ederken limon suyu eklemeyi unutmayın, çok lezzetli oluyor :)

Dip not: Tavuklar konusunda hızla artan şüpheler, yemlerde GDO ve antibiyotik olma ihtimali sağlığımızla ilgili önemli iddialardır, bu konuda tavuk üreticilerinin hassas davranmasını insan sağlığını tehdit edecek birşeyi kar amacı güderek yapmadıklarını ümit ediyorum, ayrıca böyle bir imza kampanyası var destekliyorum, buraya tıklayarak imza verebilirsiniz. Sağlıklı günler dilerim.

Pizza tarifi

Merhaba arada yemek tarifleri de yayınlamaya karar verdim, aklıma ilk gelen ve kolay bir yemek tarifiyle basliyoruz :) Hepimizin cok sevdigi pizza tarifi, bu tarifi tutturmayi bir cok denemeden sonra basardim ama suan gayet lezzetli ve yiyen herkes begeniyor, simdi basliyoruz;
Malzemeler:

Hamuru için;
4 su bardagi un
1 paket kuru(instant) maya
1 bardak ılık su
Yarım bardak sıvı yag (bütün ölcülerde aynı bardagi kullanırsanız süper olur)
Bir tatlı kasıgı tuz, bir tatlı kasıgı seker

Üzeri için;
Bir yemek kasıgı domates salçası, bir yemek kaşığı su bir yemek kaşığı yağ ile hazırlanmıs sos
Sucuk salam sosis dilimleri
Halka halka dogranmıs biberler (acı veya tatlı zevke göre)
Dilimlenmis mantar (isteğe bağlı)
Zeytin
Dondurulmus mısır (Ben iglo kullanıyorum ama hepsi olur konservede olur)
Mozzarella peyniri (Bulamazsanız kaşarda olur, rendelenmis mozzarella büyük marketlerde satılıyor)

Hazırlanışı:
Öncelikle hamuru hazırlıyoruz, çünkü yarım saat kadar mayalanması gerekiyor o mayalanırken biz malzemelerimizi dilimleyebiliriz. Kuru maya su, yag bir kapta karıştırılıp un ilave ediyoruz tabi tuzu ve şekeri de, ardından ne çok sert ne çok yumuşak bir hamur elde edene kadar yoguruyoruz, genelde 5 dk sürüyor. Hamur en az yarım saat sıcak bir yerde üstünede nemli bir bez örterek bekletiliyor daha çok bekleyebilir (kabarana kadar) Hamur şişene kadar biz de malzemelerimizi dilimliyoruz, hamur mayalanınca yagladigimiz fırın tepsisine elimizle bastırarak bir yuvarlak elde ediyoruz. Çok kalın olmaması pişincede kabaracagindan önemli, çok ince olmasıda erken pişip yanmasına sebep olabilir :) Orta kalınlıkta bir hamur elde ediyoruz üzerine domates salçalı sosumuzu elimizle yayıyoruz (kaşıkla yapmak hamuru delebilir). Sonra malzemeleri yukarda verilen sıraya göre diziyoruz, yalnız önemli nokta şurda, peyniri eklemiyoruz fırına verirken 200 derecede ısınmıs fırında 10dk pişiriyoruz önce sonra peyniri ekleyip 5dk daha bekliyoruz peynirlerde eriyince toplam 15dk da pişmiş pizzayı sogutmadan dilimleyip servis ediyoruz ketçap ve mayonezle çok lezzetli oluyor :) Afiyet olsun

26 Aralık 2015 Cumartesi

Anneler hemen paniklemeyin: Bebeklerde ishal ve kabızlık

    Bebeklerde veya çocuklarda yaşandığında ne yapacağımızı bilemediğimiz paniklediğimiz durumlardan biri de ishal ve kabızlıktır sanırım. Oğlumda kabızlık sorunu değil ama ishal sorunuyla çok karşılaştık. Bu yüzden bu konuyla ilgili birşeyler yazmak istedim. Bir süre sonra her anne evladının sağlığı, gelişimi, eğitimi için o kadar şey öğreniyor ki hayat boyunca öğrenci olmak isterseniz anneliği tavsiye ederim :)
    İshal sebepleri çok çeşitli olabilir, önceki yazılardan aşina olduğumuz besin alerjisi şiddetli ishale sebep olabilir. Besin alerjisi çocuklarda egzama, reflü, ishal sorunlarına sebep olur ve ne yazık ki başka sebepler ararken çoğu insan bu durumu farketmeyebilir, emziren anneler bu alerjenlerin süte de geçebileceğini bilmeli ve süt ürünleri, yumurta, fındık fıstık gibi alerjen proteinleri tüketirken dikkat etmeli bebeği gözlemlemelidir. Çoğu bebekte bu alerjiler görülmeyebilir, anne ve babanın alerjik olduğu durumlarda çocukta da görülme riski artar. Eğer alerjen yiyecek tespit edilip kesilmezse kanlı ishal dahi görülebilir. Paniklemeyin sadece yediğiniz proteinlerin veya alerji yapabilecek gıdaların listesini yapın bunları yemeyi bırakın tabi bebeğinize de vermeyin, meyve sebze ağırlıklı bir beslenmeye geçerek bu gıdaları teker teker ekleyin listeye böylece bebeğinizin, hangisine tepki verdiğini daha rahat anlayabilirsiniz. İshal tedavisi genel olarak vücut su kaybettiği için bebeğe çok küçük de olsa hazır su veya kaynatılmış soğutulmuş su vermek olmalıdır. Ben oğluma 5. aydan sonra hep ballı su verdim, balın alerjen olduğu söyleniyor yumurtaya 2 aylıkken alerji geliştiren oğlumda bala karşı hiçbir olumsuzluk görmedim aksine şifa kaynağı olduğunu düşünüyorum ama yutamadıkları için ben 150 ml suya bir çay kaşığı kadar karıştırıyorum çok az tatlı bir su oluyor. Bal şerbeti denirmiş eskiden Aidin hocanın kitabından öğrendim çok mutlu oldum, bilmeden doğru birşey yapmıştım.
    Bunun dışında antibiyotiklerin yan etkisiyle, diş çıkarma dönemlerinde salya artışından dolayı bebekler ishal olabilir. Mikrobik yani virüs veya bakteri sebebiyle olanlar da vardır ki testle anlaşılabilir. Her durumda sıvı kaybını azaltmak için su, meyve suyu, yukarda anlattığım gibi bal şerbeti verilebilir, anne sütü de aynı şekilde verilmeye devam edilir.
    Kabızlık daha farklı sebeplere bağlı olabilse de, diş çıkarma döneminde kabız olan bebeklere de rastlıyoruz. Mamayla beslenen çocuklarda kabızlık problemine daha çok rastlanıyor, birçok arkadaşıma mamanın içerisine bir çay kaşığı zeytinyağı koymalarını önerdiğimde 2,3 gün yapamayan çocuklar kakasını yapmıştı çok mutlu oldum. Mamanın kabız yaptığını düşünüyorsanız bu yöntem işe yarayabilir. Aynı şekilde poposuna ve karnına da zeytinyağı sürüp masaj yapmak iyi gelebilir. Doğal zeytinyağı olsa tabiki daha güzel olur ama elinizde hangisi varsa onu kullanın acil durumlarda. Çünkü çok acı çekiyor bebekler ve ne yazık ki bekledikçe sertleşen kakayı çıkartmak onlar için daha zor olur. Olabildiğince erken su veya bal şerbeti verebilirsiniz bu durumu engellemek için. Bir de ek gıdalara yoğurt elma gibi bağırsak dostu yiyeceklerle başlamak çok iyi olur, biz 5 aylıkken başladık elmayla sonra yoğurt ve ardından çorbalarla devam ettik 6. ayda, bütün bebeklere annelerine babalarına sağlıklı günler dilerim.

Her evde bulunmalı: Elma sirkesi

    Ne güzel birşeysin sen elma sirkesi :) Evimde o kadar çok alanda kullanıyorum ki özellikle Toprak doğduktan sonra hangi faydasını hangi kullanım alanını önce yazsam bilemedim şuanda. Tabiki sırayla anlatacağım birazdan inşallah faydası dokunur sevgili okurlarıma. En başta değerli bir hocamız ailecek sıkıntılı günler yaşadığımızda önermişti, nazar ve büyüye karşı koruduğu için o şekilde kullanmaya başladık ve şuanda evimizin vazgeçilmezi. Hem içtiğiniz suya hem de evi temizlediğiniz suya katabilirsiniz böyle sıkıntıları olanlar. Tabi ki duaya sarılmak da çok önemli. Hocamdan Allah razı olsun, aslında bilimsel olarak da çok faydaları olduğunu okudum sonrasında.
    Benim nasıl kullandığıma gelirsek; temizlikte kullanıyorum elma sirkesini, bir kapak koyun yerleri sildiğiniz suya, toz aldığınız suya veya cam sildiğiniz suya, çok koyarsanız keskin bir sirke kokusu kaplar evinizi ona dikkat edelim bir de sevdiğiniz parfüm veya lavanta yağı portakal yağı gibi şeyler de damlatabilirsiniz bu suya, hoş bir koku olur. Elma sirkesi antibakteriyel özelliğiyle zararlı mikropları öldürür, çamaşır suları gibi evdeki yararlı bakterileri öldürüp, enfeksiyon riskini artırmaz, içindeki kimyasallarla sizin sağlığınızı tehdit etmez. İyi bir temizleyici ben çok memnunum.
     Çamaşır makinemde yumuşatıcı olarak kullanıyorum bir veya iki kapak kadar, kokusu kesinlikle kalmıyor çamaşırlarda, asidik yapıda olduğu için makinenin temiz kalmasına da yardımcı olduğunu düşünüyorum, antibakteriyel özelliğini çamaşırlarda da görmek güzel. Yumuşatıcılar gibi çamaşıra yapışıp cildinize zarar vermez. Ağır sentetik kokularla alerjik astım hastalarını rahatsız eden marketteki yumuşatıcılardansa, yumuşatıcı gözüne elma sirkesini koyun gitsin. Çok fazla sert olmuyor benim çamaşırlarım ama tabi kullandığınız deterjan da önemli o da doğal olmalı. Prof. Saraçoğlunun sıvı deterjanları çok güzel veya Etimatik adlı bordan üretilen yerli deterjanımız var, hem doğal hem yerli ürünler kullanabilmek artık mümkün. Erkan Şamcı internet sitesinde de doğal temizlik ürünleri bulmak mümkün, kullandığım ürünlerini beğendim.
    Konudan kopmayalım :) Yeşilliklerin temizlenmesinde, börtü böcek toprak bunların çabucak dibe çökmesinde çok etkili, ıspanaklarım, marullarım, rokam hep bu yöntemle yıkanıyor çok güzel bir yöntem, yeşillikleri biraz elma sirkeli suya ıslayın bekletin dibe çökenleri görüyorsunuz zaten, istenirse tekrar edilebilir. Bulaşık parlatıcı gözüne koyuyorum, kireç falan olmuyor, pırıl pırıl tabi gene yukarda bahsettiğim doğal markaların deterjanlarını kullanabilirseniz daha iyi. Birkaç kişiden makineyi bozar gibi şeyler duydum ben 2 senedir kullanıyorum bir sıkıntı yaşamadım sirkeyle alakalı çok şükür.
    Gıda takviyesi olarak da kullanabilirsiniz, ballı elma sirkeli su bağırsakların düzenlenmesinde çok etkili, sindirimi düzenlediği için tabi kilo vermeye de yardımcı olur. Ev sirkesini tavsiye ediyorlar ama ben hazır kullanıyorum şuanda, kendi sirkemi yaparsam onu da burdan paylaşırım. Sağlıklı günler diliyorum.

Çocuk ve şiddet

    Bir çocuk dövülmeyi sövülmeyi hakedecek ne yapmış olabilir? İşkence edilecek kadar ne fenalık yapmıştır? İnsanlar birkaç gündür işkenceci üvey anneyi konuştu, gördüğümden beri dua ettiğim miniklerin aslında bu olayı bir süre önce yaşadıklarını ve şimdi daha iyi olduğunu öğrendim facebookta. Bu bile birazcık hafifletti yükümü. Bu yük hepimizin omuzlarındaydı, o çocukların sesini nasıl duymamıştık? Komşuları akrabaları nerdeydi bu yavruların, deve kuşu gibi kafayı kuma gömünce sorumluluğumuzun kalmadığını sanıyoruz herhalde toplum olarak. Görmedim duymadım bilmiyorum.
    Konu sadece o yavrular değil konu toplum, konu insan, konu çocuk, konu şiddet. Çoğumuz kavgalarla, hakaretlerle, tokatlarla erken tanıştı benim gibi; kiminiz daha şanslıydı okulda, sokakta tanıştı şiddetle. Kiminiz baba evinde görmediği şiddeti koca evinde gördü. Şiddetin hertürlüsü kötü elbette ama bazılarımız bu çocuklar gibi psikopatların elinde büyüdü. Nasıl geçti o günler, yıllar bilinmez ama o iç yarası hiç geçmezmiş gibi geliyor. O değersizlik, o haksızlık duygusu niye ben sorusu çıkmaz sanki akıllardan. Hepimiz niye ben diyoruz en ufak sorunda, bu çocukların bu soruyu sormaya en çok hakkı var. Bu işkence kendime evladıma yapılmadı ama yapılabilirdi de bunu bilmek durumun ne olduğunu anlatır size, psikopatlar yetiştiren bir toplum olduk ve bu psikopatlar işlerini sessizce görürken kimse engel olmuyor. Okul yurdunda şiddet, engelliye şiddet, huzurevinde şiddet, çocuğa şiddet, kadına şiddet! Nedir bu çılgınlığın sebebi? Neyi unuttuk biz toplum olarak? Yardımlaşmayı, selamlaşmayı, komşunun kapısını çalmayı, bir tabak yemek götürmeyi, çevremizde veya uzağımızda ihtiyacı olanlara el uzatmayı. Herkesin yapabileceği birşey varken hiç bulaşmayalım demek çok kolay değil mi? Birine yardım etmek demek kendine yardım etmek demek çünkü bu toplumda, bu dünyada yaşıyoruz hepimiz ve yarın hangi duruma düşeceğimizin garantisi yok. Ölünce herşeyin yok olup gideceğini düşünüyoruz belki de ne yazık ki öyle değil, aldığımız her nefesin yaptığımız her iyiliğin, her kötülüğün hesabı verilecek.
    Yaptığınız iyilikler belki size yeni ufuklar yeni mutluluklar yeni kapılar açacak bunları da düşünün, bir yetimin bir öksüzün halini sorduğunuzda ufacık bir gülümsemeye sebep olduğunuzda insan olduğunuzu hissedeceksiniz belki de. Kendi yaralarınızı saracaksınız başkalarının yaralarına merhem olurken. Çünkü kimse dertsiz değil bu dünyada ama birbirimize ihtiyacımız var, biz yardım bekleyenlerin sessiz çığlığını içinden haykırışlarını duyalım. Duymadığımız da işte bütün ülke olarak biz ne yaptık nerdeydik, nasıl görmedik de bu yavrucuklar bu hallere düştü diyebiliriz daha pek çok olayda. O yüzden zalimin eline fırsat vermemek için lütfen koruyalım kollayalım arayalım bulalım ihtiyaç sahiplerini, öksüzleri, yetimleri, hastaları, darda kalanları, yolda kalanları. Kur'an'da böyle emretmiyor mu bize? İyilikler çoğalsın ki zalimlerin oyun alanı olmasın bu dünya. Haksızlık karşısında susmayalım görmezlikten gelmeyelim; zalimin, şeytanın ortağı olmayalım. Allah kalplerimize merhamet versin, hayırlı işlerde yarışanlardan eylesin, hayırlı günler.

23 Aralık 2015 Çarşamba

Eklem ağrıları sedef ve egzama ilişkisi; Bir tedavi yöntemi olarak oruç

    Otoimmün hastalıkların yani vücudun kendi hücrelerine saldırdığı ve sebebini bulamadığımız birçok hastalığın temelinde kötü beslenme ve yanlış yaşam tarzı yatıyor. Belki bunu zaten biliyordunuz ama yaşam stilinizi değiştirmenize rağmen durumunuzda hiçbir değişiklik olmadı. Çok normal çünkü vücudunuzda biriken toksinleri atmak o kadar kolay değil. Siz sağlıklı beslenerek veya egzersiz yaparak yeni toksinlerin vücutta birikmesini engelliyorsunuz evet ama vücudunuzda bulunan toksinler sizi rahat bırakmıyor ve nasıl olsa iyileşemiyorum diyerek eski alışkanlıklarınıza geri dönüyor, tek çarenin ilaçlar veya ameliyat olduğuna kanaat getiriyorsunuz.
    Bu durumun temelinde yatan sorun şu; size önerilen sağlıklı yaşama geçiş yapabilmeniz için sağlığınıza kavuşmanız gerekir, yani dizleri ağrıyan bir insan spor yapamaz tabiki ve insülin direnci bozuk bir insana sadece tatlı yeme dediğinizde bile çok zorlanabilir. Tedavi yöntemlerinden belki de pek aklınıza gelmeyen birşey önereceğim size, Aidin Salih hanımın kitabında daha detaylı anlatılıyor: Şifa orucu, su orucu olarak da geçiyor, yurt dışındaki merkezlerde water fasting deniyor. Sadece su içerek veya zorlanmıyorsanız su bile içmeden de günlük, 3 günlük hatta daha uzun oruç tutmak ve hastalıklardan kurtulmak mümkün. Niyet edince herşey daha kolay oluyor sanki ve diyet yapmak gibi de zor değil. Açlığın hastalıklar üzerinde nasıl bir etkisi olabilir peki? Şöyleki vücut aç kaldığında sindirime harcadığı enerji ve zamanı iyileşmek toksinlerden arınmak için kullanıyor. Ramazan oruçlarında olduğu kadar günlük veya 3 günlük oruçlarda da devamlılık çok önemli bu şekilde hem kilo vermek hem nefsimizle mücadele etmek hem de hastalıklardan kurtulmak mümkün. Günümüzde birçok hastalığın sebebinin çok yemek yeme ve sağlıksız yiyecekler tüketme olduğunu düşünürsek orucun bize sağlayacağı çok fazla yarar var. Ben ramazan orucu haricinde dolunay zamanlarında 3 günlük (hicri ayın 13,14,15. günlerinde) ve haftanın pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmanızı önerebilirim, çok faydasını görüyorum kendimde maddi ve manevi.
    Geleneksel tıp, nebevi tıp gerçekten çağımızda unutulmuş durumda. Nasıl olur da ilk kez Aidin hocanın kitabında okudum ben bunları dedim, çünkü hadis ve ayetlerle anlatılmış çok yönlü bir kitap ama bir o kadar da sade ve anlaşılabilir. Tıp biliminin bu bilgilerle beraber ilerlemesini tercih ederdim fakat olmamış bir noktada modern tıp ve alternatif tıp olarak ayrılmışlar. İlaçların eski zamanlarda sadece bitkilerden yapıldığını sentetik ilaçların sonradan bu doğal ilaçları taklit ederek oluştuğunu unutmuşuz hepimiz. O formüller nerden geldi diye düşünmüyoruz ve nedense bazı insanlar bitkisel ilaç deyince koşarak uzaklaşıyor, halbuki o içtiği ilacın esas formülü de doğada bulunan bitkilerde mevcut fakat sentetik olarak üretilince daha faydalı hale geliyor herhalde :)
     Ayrıca iş alternatif tıp olunca ve denetlenmesi çok mümkün olmayınca çıkarları için bu işi suistimal eden insanlar da var. O yüzden bitkiler zarar vermez diyemeyiz çünkü Allah her bitkiyi başka bir amaçla yaratmış. Hepsi aynı özellikleri taşımaz ve aynı hastalığı iyileştiremez. Mesela hamileyken adaçayı içilmez adet söktürücüdür çok miktarda tüketilirse zarar verir, emzirirken de içilmemesi gerekir çünkü fito-östrojen içerir sütü azaltabilir. Bunun gibi pek çok şey söyleyebilirim ama bunu bu ürünleri satan aktarlar ve öneren kişiler de bilmeli mesela, insanlar yanlış bitkiyi yanlış şekilde kullandıklarında derman ararken başka sorunlar çıkabiliyor.
     Peki oruç haricinde bu toksinleri eritmenin diğer yolları nelerdir? Ben şuan yüzümdeki egzamaya ve alerjik rahatsızlıklara, alerjik öksürüğe iyi geldiğini okuduğum Laden çayını ve aloeveralı kremi deniyorum şimdilik sonuçlar şöyle, yüzümde çıkan kuru pul pul dökülen birkaç yer varken sırt kısmımda pul pul dökülen kuruyan küçük bir bölge oluştu. Vücudumda senelerce sağlıksız beslenmemin (cips,kola,hazır paketli gıdalar) sebep olduğu çok toksin vardır eminim. Aidin hoca egzamanın sedefin toksinler atılana kadar kaybolmayacağını, kortizonla bastırılsa dahi eklem ağrıları romatizma olarak geri dönebileceğini söylüyor çünkü bu toksinleri atmadan bağışıklık hücrelerini bastırmaya çalışmak pek mantıklı değil. Peki ne kadar sürecek bu durum? Onu Allah bilir, biz şifa istemekle ve bu şifayı aramakla meşgul olalım gerisini Allah'a bırakalım. Sonuçları güncel olarak paylaşmaya çalışacağım. Herkese sağlıklı günler diliyorum, soru ve önerilerinizi bekliyorum.

21 Aralık 2015 Pazartesi

Anne sütünü artırmanın doğal yolları: Pozitif olun!

     Bebeğimi 15 aydır sütümü sağarak besliyorum, tabiki 5,5 aylıkken ek gıdalara da başladık ama hiç emziremeyen gene de şükürler olsun sütü henüz kesilmeyen bir anneyim. Egzamanın alevlendiği ve bunun besin alerjisinden olduğunu anladığımızda yaptığım diyetten ve uykusuz gecelerden dolayı sütüm kesilmek üzereydi ama Allah rızkını kesmemişti oğlumun. Egzamasını artıran yiyeceğin yumurta olduğunu anlayınca diğer yiyeceklerden daha rahat tüketmeye başladım sütüm de artmaya başladı tekrardan. Burda dikkat etmemiz gereken en önemli şey olumsuzluklara rağmen pozitif olmaya çalışmak. Ben bunu başaramadım bir süre çünkü çevremden çok negatif tepki aldım hepiniz alıyorsunuz muhakkak ama ben çevresinden çabuk etkilenen bir karakterdeyim, duyduğum kötü sözler yaşama sevincimi bebeğime olan ilgimi, umudumu azalttı. Lohusa depresyonu yaşadığımı bile çok geç anladım. O yüzden annelere tavsiyem size yardımcı olmayacak insanları etrafınızda evinizde bulundurmayın, çünkü herşeyi daha da zorlaştıran her güzellikte bir kötülük görüp canınızı sıkan insanlar bu süreçte en son ihtiyaç duyacağınız şey.
    Sütü artıran yiyecekler olduğu doğrudur ama dinlenmiş olmanız ve pozitif olmanız hepsinden önemlidir. Belki geceleri uykusuz kalacaksınız ama gündüzleri bebeğinizle yatmak için fırsat kollayın derim. Ben o sırada misafirlerle uğraştığm için dinlenemedim uykusuzluktan bebeğimin ağladığını duyup kalkamıyordum bazen, çünkü gün boyu süt sağ, kusmuk temizle, yemek yap, misafirlere çay kahve getir, evi toparla çamaşır yıka bunlarla geçtiği için çok yorucuydu. O yüzden ilk zamanlarda zaten ağrınız sancınız oluyor ve bebeğin çok sık karnını doyurup çok sık altını temizliyorsunuz, yardım etmek haricinde çocuk görmeye gelenler sonra gelsinler sizin için daha iyi olur. Bebeğinize ve yeni hayatınıza alışmadan bir de konu komşu eş dost ne dedi ne yorum yaptı diye canınızı sıkmayın. Lohusa depresyonunun en önemli sebebi olarak görüyorum ben bu durumu. İkinci bebeğimde inşallah daha tecrübeli hareket ederim ama anne adaylarını veya lohusaları uyarmadan geçemedim :)
    Gelelim yiyeceklere benim sütümü artıran bulgur pilavı ve rezene çayıydı, özellikle rezene çayının gaz giderici olarak bebeklere de önerildiğini sonradan öğrendim. Ben hergün bir bardak rezene çayı içtim, poşet çaylardan alıyordum. 4,5 aya kadar içtim sanırım, sonra gaz sorunu pek kalmıyor zaten bebek hareketlendiği için. Bulgur pilavı yediğim zaman sütümün arttığını gözlemledim, onun dışında yeşilliklerin de süt artırdığını duydum özellikle dere otunun, ama denemedim. Süt artıran hazır çayları da hiç tüketmedim ama mutlu olduğum uykumu alabildiğim zamanlar da sütümün bol olduğuna eminim. Negatif insanlardan uzak durarak süt artırmak mümkün bir de birinin yanında emzirmek veya süt sağmak da benim için iticiydi sebebini bilmiyorum. Bebeğimle başbaşa zaman geçirmek daha rahatlatıcı oluyordu. Soru ve önerilerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz :)